07 Kas 2009

Teyze oldum bennnn :)

..Ondan sonra,öyle işte..teyze oldummm bennn :) Kız kardeşim yok ,ama kızkardeşten yakın arkadaşlarım var benim.Doğumunu heyecanla beklediğim Diloş'um,tekrar anne oldu.Bir candan bir can daha koptu.Ay bi tatlı bi tatlı bebişşşş..Hemen büyüse de mıncıklasam ısırsam her yerini :) Dilek bebişini kucağına aldığında,yani geçen hafta ,çok kötü grip oldum ben.O yüzden bebeği sadece uzaktan sevebilmiştim,ee artık iyileştim,bu gün doya doya sevdimmmm.Bebeğimizin adı Mert..Adı gibi mert olur inşallah.Kucağımda nasıl da efendi efendi durmuş ama :) Çocukların çilesi anneleredir derler ya.Dilek kucağına aldığında basıyo yaygarayı :) çok tatlı çokkk..


06 Kas 2009

ALTINA İMZAMI ATARIM



"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." sözünün altına imzamızı atıyoruz.
Bu anlamlı kampanyaya katılmak ,destek olmak için Birrrr: Buradaki postun altına yorum bölümüne bir satırı geçmeyen yorum yazıyorsunuz. İkiiii: Kampanyayı duyuruyorsunuz.10 Kasım'a sayılı günler kaldı. Ne kadar hızlı ve çabuk bu iletiyi yayarsak o kadar çok kişiye ulaşmış oluruz.

Günün değil ASRIN sözü


Türk insanı para gibidir;
Işığa tut, içinde Atatürk yoksa sahtedir.

05 Kas 2009

DÜŞÜNÜN


Düşünün!
Kimsiniz? Ne kadar, nerede, ne zaman kendinizi kaybettiniz veya buldunuz?
Yeni bir sabah, doğan güneş, yeni umutlara kucak açmışken siz nerede, ne yapıyorsunuz? Yeni umuda koşuyor musunuz, sımsıkı sarılıp onun rüzgârında dans mı ediyorsunuz yoksa kucak açan umutların kanatlarını mı kırıyorsunuz?
Olası hayallerinizi kim, niçin çaldı? Nerede kaybettiniz güven duygunuzu? Ve aynada gördüğünüz yüz kimin?
Hangi hayalleriniz ulaşılamayacak kadar uzaktır size? Gerçekten uzak olan hayalleriniz mi, siz mi uzaksınız o hayallere? Pozitif hayatın frekanslarını mı bulamadınız? Negatif limanlara demirlediğiniz hayal ve güven duygunuz ne zaman yeni kıtalar keşfetmek için demir alacak, yelken açacak pozitif sulara doğru? Ne zaman? N e zaman bugün de yaşıyorum diye gülümsediniz? Ne zaman gözlerinizde parlayan bir yıldız misafir oldu? Karamsarlığınıza bir kibrit çakacak kadar cesaretiniz kalmadı mı? Kalmadı mı sizin içinizde büyüttüğünüz bir umut? Olmadı mı hiç, bir uçurumdan düşerken size el uzatan?
Nasıl görmek istiyorsanız öyledir hayat! Ya attığınız adımlar sizindir, ya yürüdüğünüz yol! Adımlar sizinse yönünü değiştirmek kolaydır. Ama yol iseniz, yolun güzergâhı bellidir!
Mutluluk; satılmaz, alınmaz! Güven; gökten yağmur gibi yağıp sizi ıslatmaz! Mutluluk içinizde bir yerlerde, belki hiç kullanmadığınız bir odada saklıdır. Bulmazsan, aramazsan, o sana gelmez! Güven ise kendi içinizde büyütebileceğiniz çok narin bir çiçektir!
Kimi insan vardır, her rüzgâra kapılır, kimi insan vardır her rüzgârın önünde dimdik ayaktadır. İdeal insan ise rüzgârı kendi yönüne çevirmesini bilendir!
Bir şeyleri ispat etmek istiyorsanız, önce kendinizden başlayın. Hayat size gülmese de siz hayata gülümseyin. Anlık mutluluk ve anlık gülümseyişler peşinde koşmayı bırakın. Unutmayın ki gerçek ve kalıcı gülümseme, gerçek mutluluk zorluklardan sonra gelendir!
Bazen başarı ayrıntılarda saklıdır. ‘Ben de yapabilirim’ demek bir ayrıntıdır!
Sürekli virgüller koyarak tek düze yaşamaktansa nokta koyup yeni başlangıçlara adım atmak gereklidir.
Aşacağınız engelin büyüklüğü, ona bakışınıza bağlıdır. Ürkek gözlerle baktığınız sürece engel aşılmaz olacaktır. Güvenli, cesur baktığınızda ise engelin ayaklarınızın altında kalacağını göreceksiniz!
Şimdi bir söz verin kendinize! ‘Engelleri ben de aşarım’ diye.

Ve bir iyilik yapın kendinize!

‘Kendinize Güvenin, Cesur Olun’
Bir kelebeğin kanadında takılı kalmasın umudun, mutluluğun, cesaretin, hayallerin, özlemin ve sevgin. Limitsiz gülümse ve sonsuz ol…
alıntı

03 Kas 2009

Öykü, yüzyıllar önce gözlemlenen bir olayı nakletmektedir:Bir keşiş araştırma yapmak için bir köye gitmişti.Önce o köyün mezarlığına girdi.Çünkü kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde gizli olduğuna inanıyordu.Gözleri birden mezartaşlarının üzerindeki rakamlara takıldı.Mezartaşlarında 5, 867, 900, 20003, 4979, 7,421 örneği, birbiriyle hiç de bağlantısı olmayan rakamlar vardı.Uzun uzun düşündü, fakat bu rakamların anlamını çözemedi Köyün en bilge kişisine gitti, ona sordu:“Nedir bu rakamlar Tanrı aşkına?” dedi.“Bu rakamların gösterdikleri ay mıdır, yıl mıdır, saat midir?”Bilge kişi gülümseyerek yanıtladı:“Bizler bebeklerimiz doğduğu zaman, bellerine bir ip bağlarız” dedi.“Yaşamı boyunca her güldüğü an, o ipe bir düğüm atarız.Öldükten sonra ise, bellerindeki düğümleri sayar, düğümün sayısını mezartaşına yazarız.”Bilge kişi, karşısındaki keşişin birşey anlamadığını görünce açıklamasını sürdürdü:“Böylece onun ne kadar ‘yaşamış’ olduğunu anlarız.”Hayatınızdan Gülümseme eksik olmasın".
(alıntı )

02 Kas 2009



Teypte eski bir Cohen şarkısı:'Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra /‘Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu sana? ’/Böyle gerçeği söyleyince / ben de doğru söylemeye çalıştım ona /‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim, / ‘benim gözlerime de o oldu’.8 - 10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi... Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar... Ve yenik; 'keşke'li cümleler gibi... Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı...Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, 'keşke', onun güzüne denk gelir. Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...Mağlubiyetin takısıdır 'keşke'... Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte...'Yolunu gözlemeseydim', 'öyle demeseydim', 'terk edip gitmeseydim', 'en güzel yıllarımı vermeseydim' diye diye sızlanır gider.'Keşke'nin panzehiri 'iyi ki'dir. İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.'Keşke', çoğunlukla bir 'ahhöla kopup gelir ciğerden... esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden...'İyi ki' ise, muzaffer bir 'ohhöla büyür; cüretiyle övünür.'Keşke'li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, 'iyi ki'lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir; dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır.Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur.Bir insana, bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır. O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır 'keşke'...'Şimdiki aklım olsaydı' dövünmesindedir. Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, 'Ne derler'e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar.'Keşke'cilerin hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.'İyi ki' öyle mi ya! ...Onda, yara bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.'İyi ki'lerinizi toplayın bugün ve 'keşke'lerinizden çıkartın. Fazlaysa kardasınız demektir.Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara... Rüzgarlarla koştunuz ya...'Keşke'leriniz, 'iyi ki'lerden çoksa... Telafi için elinizi çabuk tutun. Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz 'keşke' diye nemlenmesin...
Can Dündar

30 Eki 2009


28 Eki 2009





Atatürk İstasyon'dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O'nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı. Milli Mücadele'deki çete giysili bir Türkçü kadın, Başbuğ Atatürk'ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu : - " Bastığın toprağa kurban olayım Paşam! " Başbuğ Atatürk onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan direnişçi olduğunu fısıldadılar. Gözlerinden iki damla yaş düşen Atatürk, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi : - " Kahraman Türk kadını ! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın. " Atatürk Kurtuluş Savaşında Türk Kadını Vapur ve motorlarla İnebolu'ya çıkarılan silah ve cephane Kastamonu üzerinden Ankara'ya, oradan da cepheye gönderiliyordu. 1921 yılı Aralık ayında birden bire bastıran kar yolları kaplamıştı. İnebolu'dan Kastamonu'ya hareket eden ve her nasılsa yolda kafileden geri kalmış genç bir kadın, fırtınalı bir gecede sabaha yağan kar altında yoluna devam etmişti. Cephane yüklü kağnısı ile yorgun argın bir halde ancak Kastamonu kışlası önüne kadar gelebilmiş, şehir'e girmek nasip olmadan kağnı arabası yol kenarında durmuştu. Arabanın yanına gidenlerin gördüğü manzara yürekler acısı idi. Bu Türkçü kadın, bu kıymetli yükü korumak için yorganlarını top mermilerini üzerine örtmüş kendisi de bir elinde üvendire kollarını açarak yorganın üzerine abanmış ve o durumda sabaha karşı donduğu anlaşılmıştır. Olay yerine gönderilen Cemil ve Rıfat çavuşlar, göz yaşları dökerek şehit'in üzerindeki karları süpürüp arabadan indirirken, yorganın altından birdenbire çığlığı basarak ağlayan bir çocuk sesi işitince şaşırdılar ve şehit anayı yana çekip yorganı kaldırınca gördükleri şaheser tablo şu olmuştu : Otlara sarılı top mermileri arasına yerleştirilmiş çulların içinde kundaklı bir kız çocuğunun donmaktan kurtulduğu ve müdahale üzerine uyanarak meme için ağlamaya başladığıdır. Cephanesi ve yavrusu uğruna kendisini feda eden bu kahraman Türk anasının acıklı hikayesini bu vatan topraklarında yaşayan herkesin, özellikle genç nesillerin iyi değerlendirmesi gerekir…Bu vatan işte böyle alındı.Atatürk diyorki:
Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.

ANI YAKALAMAK..







Hayat anlardan ibaret..Kendinizi bırakın,anları yaşayın.

27 Eki 2009

ÜNLÜ UZUVLAR






Hafta sonu gazetede özellikle son dönemde estetik operasyonlardaki patlama ile ilgili haberi ve estetik cerrahlarla yapılan röportajları okuyunca "ne kadar da başkalarına benzemeye çalışıyoruz" die düşündüm.Ellerinde ünlü kadınların resimleriyle estetikçilerin kapısını çalan kadınların çoğu Beyonce'un kalçaları gibi dolgun kalçalara sahip olmak istiyorlarmış.Jennifer Lopez tahtını devretmiş yani.Estetik çılgınlığı 18 yaş altı gençelere de sıçradı.İyi bir karne karşılığı ,anne ve babalarından estetik sözü alan gençlerin sayısı çok fazla.Liseli gençlerde burun ve göğüs ameliyatları rağbet görüyormuş.
Ne popsu,ne dudakları,ne elleri,ne de burnu..Ünlü oyuncu Julıa Roberts,Japon kadınları arasında köşeli yüz hatları ve kocaman ağzıyla oldukça popülermiş.Özellikle sıfır bedenlerin hakimiyetini kaybetmeye başladığı şu günlerde,dolgun vücutlar öne çıkıyormuş.Tüm moda dünyası ısrarla,yuvarlak hatlı kadınlar istiyormuş çok şükür :) Oysa kalçalarıyla ünlenen starlar ,bu durumdan hiç d eşikayetçi diiller.Hatta bu yıldızlar "kadın dedğin yuvarlak hatlı olur" dercesine,kıvrımlarını saklamıyor.Aksine sergiliyor.Zaten tüm dünyada güzel kadının simgesi olan Afrodit de dolgun hatlı bir tanrıça değilmiydi.İşte gazetedeki haberleri okuyunca yıllarca yaptıkları işlerle olduğu kadar sahip oldukları uzuvlarla ünlenen kadın starlar geldi aklıma.İlk isim Angelina Jolie.Hem çok güzel,hem çok başarılı hem de dünyanın en yakışıklı erkeği ile birlikte.Tamam güzel yıldızın ünü tartışılmaz ama dudaklarının ünü kendisini geride bırakmıyormu.
Yerli malı yurdun malı Deniz Akkaya da aynı şekildeHer ne kadar şu sıra hamile olsa da..Bir estetik harikası.Okka bir burun ve muhteşem göğüsler..Ebru Gündeş kaşları..Şakaklara kadar uzanan kavisli kaşları en az sesi kadar şöhretli Ebru'nun.Memnun olamdığınız her bölgeden estetik darbesiyle kurtulabiliyorsunuz.Bir tek eller ve boynunuza yapabileceğiniz bir şey yok.Ellerime estetik yaptırma durumum olsaydı tek tercihim Emel Sayın'ınkiler olurdu.Uğruna şarkılar yazılan mavi gözlerin sahibi Hülya Avşar..Hülyalı bakışlarıya devleşen bir başka star Türkan Şoray..Kaş,göz,dudak derken muntazam bacaklı en önemli iki isim Hande Ataizi ve Eda Taşpınar.Ebru Akel'in de ayakları en ünlü uzuvlar arasında.Görüldüğü gibi yaptıkları işlerin yanı sıra sahip oldukları uzuvlarıyla da şöhretine şöhret katmış arkadaşlar :)

26 Eki 2009

TAVUKLAR VE BAYKUŞLAR

Hayatın bir ritmi var.Çoğumuz sabahları erken kalkıp işe gidiyor,gece belli bir saatten sonra da uyuyoruz.Ancak aramızdan bazıları bu düzene ayak uydurmakta zorlanıyor.Onlar gece yaşamaktan mutlu oluyor,zihinleri ancak geç saatlerde açılıyor.Onlar için en büyük işkence sabah erken kalkmak.Güne başlayacak düzeye gelmek için çay,kahve ya da kola gibi uyarıcı içeceklerden medet umuyorlar.Sabah saatlerinde patlayacak bir bomba kıvamındalar.İşe başlamak için kendileriyle büyük bir savaşa giriyorlar.Çok önemli bir toplantıya"uyanamadım" diyerek geç kalan ve genellikle sorumsuzlukla nitelendirilen bu insanların aslında çok haklı bir gerekçeleri var.Onların biyoritmleri öyle çalışıyor.Bunu bilim de kabul etmiş.Olay biraz ütopik gelebilir ama,toplumun huzur ve mutluluğunu bir çalar saatin bozmaması gerektiğine inanan ülkeler,bu kişilerin istediklerinin lüks değil gereklilik olduğunu düşünüyor..Ve çalışma saatlerini esnek tutarak uzun soluklu çalışma projelerine imza atıyor.Baykuşlar yani geç yatıp geç uyananlar için,tavsiyeler şunlar :Sabah kalkma saatinizi düzenleyin.İşe gitme saatiniz kaçsa,hafta sonu bu saatten en fazla bir saat fazla uyuyun.Uyanık kalmak için kafein depolamayın.Çünkü kahveyle bir kaç saat uyanık kalabilirsiniz ama vücudunuzun yorgunluğunu gideremezsiniz.İstikrarlı olursanız ritminizde önemli değişimler sağlayabilirsiniz.Bendeniz tavuk oluyorum :) Yaz- kış ,hafta sonu- hafta ortası demeden 7 /23 ayaktayım :) Bu yüzden baykuşlarla aram hiç iyi diil :) Baykuş arkadaşlarımı 11 gibi aradığımda bana öğlen gibi geliyo,onlaraysa sabahın körü :)

25 Eki 2009

YUKARI BAK


Vizyona giren onca filmden,en gerilimlisini seçip gittim bu gün :Pp Film boyunca çok gerildim,balon patladı mı,kuş kaçtı mı,ev uçtu mu :) Çok güzeldi,Alp'le çok güzel,keyifli bir gün geçirdik.Patlamış mısırlarınız eşliğinde bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.Çocuklarla,ya da çocuklarsız :) Eğlenceli,bol kahkahalı :) Ben de çok isterdim rengarenk balonlarla, bir evle birlikte uçmayı,çok fantastik di mi ;) Çocuk filmi deyip geçmeyin,rengarenk görselleri ve usta sanatçı Erol Günaydın'ın seslendirmesiyle yer yer duygulandım,gözlerim bile doldu :) Geçen seneydi galiba,Bambi'de ağlayan tek bendim salonda, girişe ayın izleyicisi die resmimi nasıl asmadılar hayret :Pp Filmin diğer bir özelliğiyse ,Cannes 'da bir ilk olması.Bu yıl açılış töreni bu animasyon filmle yapılmış.

“Yukarı Bak - Up”, hayatı boyunca yaşamak istediği macera hayalini gerçekleştirmek için evine binlerce balon bağlayıp Güney Amerika'nın vahşi doğasına doğru yolculuğa çıkan 78 yaşındaki baloncu Carl Fredricksen'ın hikayesinin anlatıldığı yeni bir komedi. Ancak Carl, yolculuğa başladıktan sonra en büyük kabusunu da yanında götürmekte olduğunu fark eder: 8 yaşındaki, fazlasıyla iyimser bir doğa kaşifini.

24 Eki 2009

HABİBİM' E İTHAF OLUNMUŞTUR ;)

İyi ki doğdun..



Geçtiğimiz haftalarda tanıdıklardan birinden bir e-mail aldım.E-malin konu bölümünde "yaş günü daveti" diyordu. ( Ki en nefret ettiğim şeydir,elektronik postayla davet,kutlama vs.) Açtım, önüme bir bebek fotoğrafı çıktı." 1 yaşını dolduran kızımızın bu önemli gününde seni de aramızda görmek isteriz ,falan filan.."Bu arada benim çocuk hastalığım sır değil,beni tanıyan herkes bilir çocukları ne çok sevdiğimi.Katılmam gerektiği için gittim doğum gününe.Tanınmış otellerden birinde..Herkese hazırlanmış kukuletalar,çerezler,cipsler,çeşit çeşit içecekler..Başköşede duran şahane bir pasta.Peki,doğumgünü boyunca bebeği gören oldu mu ? Tabiiki en fazla 5 dk.Çünkü o bir bebek.Kendisi için o kadar para harcandığının ve insanların bir araya gelip "iyi ki doğdun "şarkısını söylediğinin farkında değil.Alınan hediyeler de onun için bir şey ifade etmiyordu.Zaten kalabalıktan ürkmüştü.Abartılı sevgi gösterişleri olup,bunaltılınca bastı yaygarayı haklı olarak.Zannediyorum ne demek istediğimi anlıyorsunuz.Eğlenmem beklenirken,sinirlerim bozuldu.Son derece şaşaalı bir kutlama,sözde bebeğin doğum günü,ama büyükler eğlendi..Bebek gürültüde kaldığı süre boyunca ağladı.Ama annemiz muhteşem bir kutlama yapıp,prensesine güzel bir yaş günü yaşattı !

23 Eki 2009


..İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler...
Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün
kompartımanınn kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını
yıkamaktadır. Yaveri: 'Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde; niye
böylesiniz', der. 'Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı
unutmuşsunuz, kolumu yastık yaptım agrıdı, setremi yastık yaptım üşüdüm,
uyumadım kalktım', der. Yaveri: 'Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz;
hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik', der. Ve bir ülke kurtarmaktan
dönen komutan tarihi bir cevap verir:'Geç fark ettim, hepiniz en az benim
kadar yorgundunuz, hiç birinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam degil;
milletimin rahat uyuması'...

Atamız sayesinde ne kadar rahat uyuyoruz ki,hala uyanamadık..