09 Şub 2010

EDEP VE HAYAT


Edebiyat..Yani "edep" ve" hayat"..Ne kadar değişti bu sözcükler günümüzde..Şimdi ne edep var hayatta ne de hayat var edepte !.. Edebiyat..Duygu ve düşüncelerin sanatla harmanlanıp bir yemek tabağında okuyucuya sunulduğu o büyülü ve etkili kavram..Bıraktığı etki ise,güzel bir yemeğin sonunda ağızda kalan o güzel tattır.Bu tat,kimi zaman acı,kimi zaman tatlı ve kimi zaman da buruk bir tat olsa da,yine de bir tattır.. Bu yemekler öyle beğenilir ki,o yemeğin tarifleri alınır,yine o yemeğe benzer yemekler yapılmak istenir.İşte bu da,okurluktan yazarlığa geçiştir.Bu bile,edebiyatın en güçlü,en etkili yanı sayılmaz mı?.. Duyguların,düşüncelerin sel gibi akmasıdır edebiyat.İnsana daha çok okuma ve daha çok yazma isteği verir.Okuyan ve yazan insan da,okutur ve yazdırır.Bu böyle devam eder gider.. Edebiyat,insanların oluşturduğudur,insanlığın da oluşudur..

07 Şub 2010


Küçükken herşeyin tamirini çok kolay sanırdı çocuk kalbim.
Birisi kırsa da oyuncağımı,
Özür diledi mi yüzümde güller açardı.
Beraber oynamaya başlardık kaldığımız yerden,
Çocuk çocuk nasıl gülerdim.
Hala bir resmim var öyle,arasıra bakarım,
Ne zaman birisi kırsa beni,ne zaman ben kırılsam birine..
Ama çocukluğumda ki gibi hissedemiyorum artık ben bile.
Unutmuyor yüreğim bazen ne yapsam.
Özürler artık pazarlarda satılık.
Ve üzüntünü gözlerinden kimse okuyamıyor.
Anlatmak uzun zaman aldığından değil,
Dinleyecek kimseyi bulmayacağından gönül susuyor...
Söylesem tesiri yok,sussam gönül razı değil desen de,
Susuyorsun hiç istemeden hem de....


(alıntı)

01 Şub 2010

SUDA GİDEN ARABA



Boğaz tarihinin ilginç olaylarından biri olan suda giden araba öyküsü için, 1965 yılının temmuz ayına gitmeliyiz... Mavi renkli arabanın içindeki kırmızı tişört ve şort giyen kadın güzelliğiyle herkesi büyülerken, kendisini hayran hayran seyredenlerin bakışları korkuya dönüşür aniden!.. Genç kadın Yeniköy sahilinde arabasının direksiyonunu denize doğru kırar... İnsanlar, Boğaz'a düşen arabanın sularda kaybolacağını sanırken, yüzlerindeki korku ve telaş yerini şaşkınlığa bırakır... Üstü açık araba ardında köpükler bırakarak su üstünde yol almaya başlar!.. Bundan sonrasını Agah Özgüç'den dinleyelim: "Bir süre kıyıyı takip etti. Bu arada bütün kıyı villaların balkonları Yeniköylülerle dolmuştu. Hâlâ mavi otomobilin içinden el sallayan Hülya'yı selamlıyorlardı. Birçoğu ilk defa denizde bir otomobilin yüzebildiğini görüyordu... Yeniköy'ün karşı kıyıları Çubuklu ve Kanlıca. Biz de motoru çevirip, sulara yarı yarıya gömülmüş otomobilin peşine düştük. Yakınımızdan gelip geçen bütün motorlar yavaşlayıp, Hülya'ya yol veriyorlardı." Fotoğraflarını Erol Dernek'in çektiği bu olay, 24 Temmuz tarihli Ses dergisine kapak olur. İstanbul Boğazı'nı geçen arabanın direksiyonundaki güzel kadın ise Hülya Koçyiğit'ten başkası değildir. Dört tekerleği ve iki pervanesi olan Amphicar Own marka arabanın o yıllarda ülkemizde satış fiyatı 60 bin TL olsa da, gemileri karadan yürütmekle övünen bir milletten ilgi görmemiştir. Hep derim, ömrüm el verdikçe diyeceğim de; İstanbul'a bir Boğaz Müzesi lazım...Üstelik benzeri dünyanın bir başka ülkesinde asla kurulamyacak olan bir müze!Boğaz'ın iki yanında müzeler açıp,bu müzeler arasında gidip gelen vapur seferleri koymak mı?.. Belleğini önemseyen,güçlendiren,geleceği için müzeler,yani bilgi mabetleri kuran bir toplum mehtaba çıkar !
Sunay Akın

31 Oca 2010

Onlar ölürken de gülümsüyorlar..









İstanbul Eyüp Dolphinarium..Bir balinanın şarkı söylemesi,dans etmesi ve resim yapmasına tanıklık etmek...Deniz aslanı Sara'nın tango gösterisi,yunusların çemberlerden geçmesi,top oyunları,söyledikleri şarkılar ve bir çok akrobatik hareket...İsteğe bağlı olarak,belli bir ücet karşılığı ,yunuslarla yüzebiliyorsunuz..Fiyatlar oldukça iyi diyenlerle aynı fikirde değilim ben.Gitmek isteyenler için şöyle ,kişi başı 20L.ÖĞRENCİ 15L. Bence çok fazla.Bir ailenin ortalama aylık geliri belliyken,bu fiyatlarla kaç kişinin izleyebileceği ortada..
...
Şimdi bir de başka yönden bakalım..Ansiklopedi karıştırdım biraz eve dönünce,sadece yunuslarla ilgili ufak bir araştırma.Sonra tekrar internette dolaştım konu üzerine.Birlikte okuyalım..
...

Yunus gösteri merkezi alanında İspanya, Rusya ve Türkiye lider. Avrupa, gösteri yunuslarıyla ilgili ikiye bölünmüş durumda.

Yunusların, açlıkları kullanılarak sirk hayvanları gibi akrobasiye zorlandıkları gösteri havuzları yunuslar için birer ölüm çukuru..Yunus gösteri havuzları bir çok ülkede yasaklanmış durumda.Yunusları gerçekten seven insanların,yunusların gülümsemelerinin ardındakileri düşünmeleri,yunusları korumak adına önemli.Yunusların havuzlarda öğrenmek zorunda kaldıkları ilk şeylerden biri ölü balık yemek oluyor.Buna uzun süre direniyorlar,ama açlıktan yemek zorunda kalıyorlar,ilk ölü balıkları kusuyorlar.Çünkü onlar asla ölü balık yemiyorlar.Yunuslar çok mutsuz olduklarında bilinçli olarak soluk almayı bırakıp intihar edebiliyorlar.
Herkes yunusların o silinmez gülümsemesine kanıyor. Ama onlar ölürken de gülümsüyor zaten..
kaynak:Yapımcı Savaş Karakaş ve Cumhuriyet Bilim Teknik Degisi


Madalyonun diğer yüzü işte bu..

30 Oca 2010

Ernesto Che Guevara


Ernesto Che Guevara, Amerikalı yerlilerin saygı duyduğu bir efsanedir. Che Guevara'nın, Granma yatıyla Küba Devrimi'ne doğru yola çıkmadan önce ailesine yazdığı son mektubun son satırında tanıdık bir isimle karşılaşırız: "Geleceğim Küba Devrimi'yle bağlantılı. Onunla beraber ya galip geleceğim ya da öleceğim. Öngörmediğim bir nedenden dolayı daha fazla yaşayamazsam, eğer kader beni yenilgiye taşırsa, her ne kadar yerinde olmasam da, içten olan bu satırları bir veda olarak kabul et. Hayatım boyunca doğrularımı hatalarla ve denemelerle aradım, doğru yolda ve beni kurtarac.ak hızımla ilerlerken bu döngüyü kapattım. Şu andan itibaren ölümümü bir sıkıntı olarak düşünmüyorum sadece, Türk şair Hikmet gibi, mezarıma sadece bitmemiş bir şarkının üzüntüsünü götüreceğim."Kızılderili liderin şarkısı yarım kalmaz, tam aksi, Küba Devrimi'nden sonra büyük bir koro tarafından söylenmeye başlanır. Bolivya'da susturulur, özgürlük şarkıları söyleyen koca yürek. Canlı olarak yakalanan Che'yi kimin öldüreceği askerler arasında yapılan bir kura sonucu saptanır. Mario Teran'dır, Che' nin şu son sözlerini duyacak olan katilin adı: "Buraya beni öldürmeye geldi ğini biliyorum. Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın."

Che'nin cesedi bir helikopterin iniş takımlarına bağlanır ve özgürlükleri uğruna canını verdiği Bolivyalı yerlilerin üstünden Vallegrande'ye götürülüro Cesedi buradaki bir hastanede küvete konarak basına gösterilir. Bir doktor tarafından elleri kesilen Che'nin bedeni bilinmeyen bir yere gömülür ...Efsanenin sona erdiğini ilan etmek için Che'nin cesedinin bağlanarak sergilendiği helikopter, iki milyar dolarlık gaz ve bir milyar dolarlık petrolün karşılığı olarak Gulf Petrol tarafından, Bolivya Başkanı Barrientos'a verilmiştir. Tarihin gördüğü en zalim, en hırsız devlet başkanlarından biri olan Barrientos bu helikopterle Bolivya'yı dolaşıp halka para saçmıştır. Diktatörün gökyüzünden yağdırdığı sadece para değildir. Helikopterden halka binlerce futbol topu da dağıtmıştır. Propaganda gezilerinden birinde helikopter yine başkanın halka para dağıtması için alçalır. Yükselecekken tellere takılan helikopterin dengesi bozulur ve kayalara çarparak infitak eder. Böylelikle, helikopteri her görüşlerinde akıllarına Che'nin cansız bedeninin yaptığı son yolculuk gelen yerlilerin laneti tutar ve paralarıyla beraber yanan Barrientos'un zulmü tedavülden kalkar. Ressam Bedri Baykam Küba'da yaptığı çalışma sırasında bulur, Che'nin Nazım Hikmet'in dizesiyle bitirdiği mektubunu.1997 yılında, Bolivya'nın Vallegrande kenti yakınlarındaki bir uçak pisti kazılır. Topraktan, elleri olmayan bir insan iskeleti çıkarılır. DNA testleri, üstüne yıllarca uçakların inip kalktığı kemiklerin Ernesto Che Guevara'ya ait olduğunu kanıtlar!
SUNAY AKIN-AY HIRSIZI
...............

Dünya böylesine güzel

olur muydu yine

diplomasını çerçeveleyip

para kazanma derdine

düşseydi Dr. Che

yüreğini dağlara asmak yerine

Sunay Akın
................
Onlar bize abc yi öğrettiler
che'yi biz kendimiz öğrendik

Sunay Akın


29 Oca 2010

Candan Erçetin..Şahane bir albüm..Nasıl da yakışıyor sesi şarkılara..Şarkılar da sesine..Albümün tamamı çok güzel.Yaşadıklarını,öğrendiklerini,hissettiklerini anlatan şarkı sözlerinin bir çoğu kendine ait.Birbirinden güzel şarkılar..Ayırmak imkansız aslında ama yine de öncelikle,Kırık Kalpler Durağı,Gözler,Kader,Türkü ve sözleri Ayşe Kulin' e ait olan Bahar..favorilerim arasında..

GÖZLER

Ah bu gözler neler gördü
Dostu gördü düşmanı gördü
Aşkı gördü hüsranı gördü
Derdi gördü dermanı gördü

Ne zenginler gördü gerçekten fakir
Ne büyük kişiler aşağılık yerle bir
Ne alimler gördü herkesten cahil

Er ya da geç gözümüzü yumduğumuz zaman
Neye yarar olsa şanın şöhretin ya da paran
Götüremez kimse giderken ne bir han ne bir hamam
Gözünü sevdiğimin dünyasından

Ne cahiller gördü gerçekten bilgin
Ne garipler gördü nefsine hakim
Ne fakirler gördü en zengindne daha zengin

....

KADER

Kul kurar kader gülermiş
Bazı hikayelerin sonu mutsuz bitermiş
Ama kadere inat insanoğlu hayal kurmaya
Yazgım değişir diye inanmaya devam edermiş

İnsanız bir anlam ararız yaşamak için
Ait oluruz sahip oluruz yada olamayız

Hesaplar yaparız sonumuzu bilemeden
Dünyalar kurarız dengimizi bulamadan
Acılar çekeriz hesabını soramadan
Yeminler ederiz tutamadan
Çeker gideriz

28 Oca 2010

KİM?..


Sıcağa çalan bir öğle üzerinde,sıkıca giyinmiş,bahçede oturmuş bir elimde çay diğer elimde kağıtlar bir şeyler karalıyorum..Kendimce..Kendimi katarak..Telefon çalıyor,ellerim ayrılıyor kağıtlardan.Bakmalımıyım deyip kararsızlığımla boğuşurken isteksizce,bir anda esen sert bir rüzgarla her şey dağılıyor.Kağıtlar uçuşuyor savrularak,uzaklaşıyorlar benden.Yarım kalıyor,pek çok şey gibi..
Unutuyorum telefonu,öylece izliyorum emeklerimin gidişini,gözlerim dolu dolu.Asıl başına buyruk olmak isteyen benken,bunu başaran rüzgarla veda ediyorlar,nerde duracaklarını bilmeden.Düşünüyorum..Tıpkı böyle değil mi hayat?Savrulup giden kağıtlar gibi,yarın ne olacağını bilmeden yaşamıyormuyuz biz de?Her gün ayrı hikayelere kahraman olup,olduğumuz gibi değil de olmamız gerektiği gibi yaşamıyormuyuz?..Bir sonraki adımı atarken,önceki adımımızla bıraktığımız izleri düşünmüyoruz çoğu zaman.Yasaklı yollarla dolu bir labirentte yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.Emekliyoruz,yürüyoruz,koşuyoruz..Zaman geçtikçe daha da hızlanıyoruz,düşüyoruz.Yıpranıyoruz ya da gençleşiyoruz,yaralar alıyor iyileşiyoruz..Peki bunları gerçekten biz mi yapıyoruz?Hiç sordunuz mu kendinize kendim için mi,başkaları için mi,istediğim gibi mi,istenilen gibi mi yaşıyorum diye ?
Hayalleriniz,istekleriniz,sizi siz yapanlar,unuttuklarınız olmasın.Hayat ne kadar üstünüze gelirse gelsin direnmekten vazgeçmemek gerek.Kendimize yabancı olursak bir başkası bizi nasıl tanısın ki..Bu gün aynaya bakıp gördüğünüz kişiyle dün gördüğünüz aynı olsun..Bırakın hayat geçsin,siz olduğunuz gibi kalın.Adım atmaktan korkmayın,ama ardınıza bakmayı da unutmayın..
Ve kendinize mutlaka sorun: "Hayatımı yaşayan kim?"

27 Oca 2010

KANADI KIRIK BİR KELEBEK


SİYAH KELEBEĞİMİZİN kanadı kırık bu günlerde..

Sevgili eşi,ağaç kokan adamı bir iş kazası geçirmiş..Bir an önce sağlığına kavuşur inşallah.Acil şifalar diliyorum,çok çok geçmiş olsun diyorum canım..Hastalıkta,sağlıkta hep birlikteyiz,unutma..Dualarım seninle..

Sevgili Siyah Kelebek bu kadar da güzel,duygu dolu anlatmış eşini blogunda..Allah hiç ayırmasın canım..
............
Ağaç kokan adam, o benim kocam.
Ağaç kokan adam işinde ağaç budar.
Evine gelir bize meyve verir.
Ağaç kokan adam Dallarından meyve akar.
Bizi sarar, sarmalar kucaklar.
Ağaç kokar benim kocam,
Çünkü evimizin ağacıdır o.
Her mevsim aynıdır. Hiç. Dökmez yapraklarını.
Hiç küsmez kırılmaz dalları.
Ağaç kokan adam o benim kocam.
Siyah Kelebek onun dallarında yuva kurar.
Onun kokusuyla hayatı kucaklar.
Elleri dallarıdır, o mobilya ustasıdır.
Ağaç dallarından sanat yaratır.
Eserini satar bize ekmek getirir.
Ağacın kokusu üstüne siner,
İşte bu yüzden hep ağaç kokar benim ağacım.
Evimin ağacı evimin direği dün akşam bir kaza geçirdi...................
.........

26 Oca 2010

AY HIRSIZI


Beyaz ,aydınlık..beyaz,ferahlık..lapa lapa yağan kar bu gün hızını kesti nihayet..Havada tek tük uçuşanlar da güneşe dayanamayıp eriyip yok oluyorlar..Yerler hala bembeyaz..Ayak izlerim duruyor dünden..İlk adımı ben attım o dümdüz aydınlığa,adımlarımla bir şeyler yazdım..Yakıcı soğuğa fazla dayanamadım.Bir fincan salep eşlik etti ,kitabımın son sayfalarında..
Kitap İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkmış.İçinde 49 anlatım ve sayısız bilgi var.Hayrete düşmemek,heyecanlanmamak mümkün değil. Sunay Akın,Ay Hırsızı adlı kitabında insanoğlunun Ay'a çıkış maceralarını ,ilk kez duyduğum,şaşırdığım gerçeklerle harmanlayıp sunmuş okurlarına.Ben çok beğendim..Sizin beğeneceğinizden de eminim.

UZAK BİR GÖLGE


..Dünya hem çok büyük, hem çok küçük.Mesafeler önemsiz..Birine hem çok yakın hem çok uzak olabiliyorum bir anda.İzmir'den arkadaşım aradı .Eşinin işi nedeniyle taşınmıştı yıllar önce.Aradan geçen uzun zamanda adres ve telefon değişikliği,hayat şartları derken kopmuştuk birbirimizden.Aramış bulmuş beni..büyük çabalar sarfederek.Önce kekeledim telefonda.Kolay bir"nasılsın"sorusunu soramadım önce.Sonra hüzünlü gülüşmeler,tekrar yaşanan bir kaç anı.Lütfen sık sık ara tembihleri.Sahi paylaşılan acı tatlı şeyler neye,kime göre ,neden hiç unutulmaz..Bir ölçüsü varmıdır bunun..Tamamen algıyla,duyguyla mı belirlenir..
S.'la eski günlerden konuşurken,radyodan yayılan müzik kulağımda kaldı.Bir -kaç söz..
Bulup dinledim..Hemen her şarkının bir hatırası vardır bende.Bu da bu günün hatırası olsun..
"İzmir'in deniz kokan kızına" selam olsun ..

Sevişirken soğuk,uzak bir mevsim
Aramıza sızdı sevgilim..
İnciniyor,inciniyor bir şeyler
Aramızda sanki sevgilim..

Uzak bir gölge düşmüş üstüme
Yetişemem artık ben sana..

Acıyla ve tutkuyla bakıyorsun gözlerime
Kayıp bir çocuk gibi bakıyorsun gözlerime
Susalım sular gibi suskun,karışalım geçmişe
Bizi bize verse sessizlik..

Unutuyor ellerini ellerim
Unutuyor beni yüreğin..
Siliniyor,siliniyor sevgimiz
Yaşanmamış gibi sevgilim..

Buz kesmiş iki ırmak kavuşamaz birbirine
Yabancı iki yalnız sığınamaz birbirine
Elveda yorgun heyecanım,ıssızlığım elveda
Seni yolcu ediyorum hayata...
(Yeni Türkü)

24 Oca 2010


Eflatun'dan(Platon), Dionysios'a mektup;

Ne ölümlülerin umutsuz yaşamlarında pek bulamadıkları o parlak altınlar,
Ne mücevherler, ne insanların öylesine değer verdikleri gümüş yataklar,
Ne engin ovalarda ağır başakların kendi kendine bittiği tarlalar,
Erdemli kimselerin düşünceleri gibi parlak olamazlar.

Hoşça kal! Bana ettiğin büyük haksızlıkları bil de, başkalarına daha iyi davran !

...............................



Eflatun'a iki soru sormuşlar:
Birincisi;
"İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?
Eflatun tek tek sıralamış:
"Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki
çocukluklarını özlerler... Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için para öderler... Yarından endişe ederken
bu günü unuturlar. Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar... Hiç
ölmeyecekmiş gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler."
Sıra gelmiş ikinci soruya;
"Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış:
"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın! Yapılması gereken tek şey
sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır!
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP
OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."

23 Oca 2010

BEYAZ İSTANBUL










KAR YAĞIYOR

Lambayı yakma , bırak ,

sarı bir insan başı

düşmesin pencereden kara .

Kar yağıyor karanlıklara.

Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum .

Kar ...

Üflenen bir mum gibi

söndü koskocaman ışıklar .

ve şehir kör bir insan gibi kaldı

o altında yağan karın .

Lambayı yakma , bırak !

kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların

dilsiz olduklarını anlıyorum .

Kar yağıyor

ve ben hatırlıyorum...

Nazım Hikmet

22 Oca 2010

KUKLA


Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz
Kuklacı Felek Usta, kuklalar da biz
Oyuna çıkıyoruz birer ikişer,
Bitti mi oyun sandıktayız hepimiz
Ömer Hayyam

MİM..


Bu mim de sevgili Aslan Bey'den..Çok teşekkür ediyorum efendim.Bu mimle ilgili de bazı kurallar varmış.
*Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz.
*Üç kişiyi mimliyorsunuz ve mimlediğiniz kişinin bloguna not bırakıyorsunuz. ( Ortaya bıraktım, isteyen alsın, demiyorsunuz.) Ayrıca olabildiğince bu konuda mimlenmemiş blogları seçmek için özen gösteriyorsunuz.
*Mimlediğiniz blogların da linkini veriyorsunuz. Yapacağımız, aşağıdaki sorulara düşüncelerimizi yazmak.İşte sorular:

1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
2) Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
3) Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
4) Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
5) Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?

1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorum ?

Dokunulmazlara rahat rahat dokunulması gerektiğini düşünüyorum.Engelsiz,sınırsız.Herhangi bir ceza,soruşturma vs gibi durumlarda kimsenin güveneceği,sırtını dayadığı bi şeyler olmamalı.

2) Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?

Kaldırılsın.Ki oy verdiğin partinin mecliste ne yaptığını gör.Kaldırılsın ki halkın iradesi tam anlamıyla mecliste olsun.
3) Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?

Parti liderinin isteğiyle değil,ön seçimle belirlensin.

4) Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?

Yargı erkinin yürütme karşısında bağımsız işlemediği çok açık.Yargı bağımsızlığı,istila edilmiş durumda ,iki kutuplu..Yargıçlar,mahkemeler bağımsız olmalı.

5) Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?Yani bu soru da benden geliyo,hımmm ne sorsam acaba..

Askere sivil yargı yolunu açan düzenlemenin, Anayasa Mahkemesi tarafından iptali hakkında ne düşünüyorsun?

Bu mimi Jıvago,Siyah kelebek ve Yonca arkadaşlarıma gönderiyorum.Kolay gelsin diyorum :)

21 Oca 2010

MİMLENDİM..


Sevgili arkadaşlarım fotoğraf penceremden,Jıvago ve Duygu'cum mimlemiş beni.Teşekkür ederim arkadaşlarr.Mim konusu hakkımda 7 ilginç şey.Kendimi hiç ilginç bulmadığım için,ne yazsam diye düşünüyorum şimdi.Başlayalım bakalım..
1-Galiba çok konuşuyorum.Hatta hiç susmuyorum.Ama galiba.(Söyleyenlerin yalancısıyım)Hiç de yorulmuyorum ve anlatacaklarım hiç bitmiyo.
2-Yer fıstığını kabuğuyla yemeyi severim.
3-Gazeteyi dağıtmadan okumayı başaramam.Her seferinde gazete sayfaları yer değiştirmiş,darmadağın hale gelir.
4-Beni yaralayacak sert, haşin davranışlar ve sözlerde ikazlarım dikkate alınmaz ve devam edilirse,sigortam atar ve asla bi daha tamir olmaz.Mücadele etmem,geri çekilirim ve biter.
5-Ekmek diliminin bir yüzü diğerine göre daha küçük olur ya,ben geniş yüzüne tereyağ,bal,nutella vs sürerim.Asla dar yüzüne süremem.
6-Tatlı ve tuzluyu bir arada yemeye bayılırım.Peynir - reçel,karpuz-peynir gibi.
7-Sağ ayak takıntım vardır.Ayakkabının sağ tekini giyerim ilk olarak.Yürümeye sağ adımla başlarım.
Şimdi sıra geldi mimlemeye.7 kişi koşulu var.
1-İlk şanslı kişi Sevgili Eda'mmmm :)Hadi hayırlı uğurlu olsun arkadaşım ;)
2-Neşe'cimmm
3-Dolunay'cımmm
4-Sihirli'mmm
5-Siyah Kelebeğimmmm
6-Dilek'cimmm
7-Elvan'cımmm

Herkes mim yanıtlamayı sevmediği için 7 kişiyi zor bulurum derken,bi de baktım bulmuşum.Kolay gelsin kızlar :)